Gelecek: Yarınların Dokusu: Teknoloji, Etik ve İnsanlığın Geleceği Şekillendirme Gücü
Gelecek, insanlık için daima hem bir umut kaynağı hem de bilinmeyenin getirdiği bir kaygı olmuştur. Tarih boyunca medeniyetler, kendi gelecek tasarımlarını inşa etmiş, bu tasarımlar bazen yıkılmış bazen de şaşırtıcı bir şekilde gerçeğe dönüşmüştür. Ancak günümüzde, teknolojik gelişmelerin ivmesi, küresel sorunların karmaşıklığı ve insanlığın kendi kaderini daha önce hiç olmadığı kadar etkileme potansiyeli, "gelecek" kavramını çok daha dinamik ve çok boyutlu bir tartışma alanı haline getirmiştir. Gelecek, artık sadece pasif bir bekleyiş değil, aktif bir inşa sürecidir; insanlığın ortak iradesi, değerleri ve eylemleriyle şekillenecek bir tuvaldir. Bu tuvalin üzerine ne tür desenler çizeceğimiz ise, bugünden yaptığımız tercihlerle doğrudan ilintilidir.
Teknoloji, geleceğin en belirleyici motorlarından biri olmaya devam edecek. Yapay zeka (YZ) ve makine öğrenimi, otomasyon, biyoteknoloji, uzay araştırmaları, kuantum bilişim ve yeni enerji kaynakları gibi alanlardaki ilerlemeler, insanlığın karşılaştığı pek çok soruna çözüm sunma potansiyeli taşıyor. YZ'nin sadece rutin işleri değil, yaratıcı süreçleri ve karmaşık karar mekanizmalarını da dönüştürme potansiyeli, iş dünyasından sanata, bilimden sağlığa kadar her alanda devrim niteliğinde değişikliklere yol açabilir. Akıllı sistemler, şehirlerin yönetiminden kişisel asistanlığa, tıbbi teşhislerden finansal analizlere kadar geniş bir yelpazede daha verimli ve optimize edilmiş çözümler sunacak.
Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği, insan ömrünü uzatma, hastalıkları tedavi etme ve hatta insan kapasitelerini artırma vaadiyle geliyor. CRISPR gibi gen düzenleme teknikleri, genetik hastalıkların kökten çözümü için kapılar açarken, aynı zamanda etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. İnsanlığın kendi biyolojisini "tasarlayabilme" gücü, türümüzün tanımını ve sınırlarını yeniden sorgulatacak. Uzay araştırmaları ise, sadece merakımızı değil, aynı zamanda Dünya dışındaki kaynakları keşfetme ve insanlığın çok gezegenli bir tür olma vizyonunu da besliyor. Mars'a insanlı yolculuklar, uzay madenciliği ve yeni gezegenlerde yaşam arayışları, geleceğin insanlık için yeni bir sınırını temsil ediyor.
Ancak bu teknolojik ilerlemeler, beraberinde büyük sorumlulukları ve riskleri de getiriyor. YZ'nin kontrol dışı gelişimi, işsizlik, veri gizliliği ihlalleri, dijital eşitsizlikler ve siber güvenlik tehditleri, geleceğin teknoloji odaklı toplumlarında aşılması gereken kritik engeller olarak karşımıza çıkıyor. Teknolojiyi, insanlığın yararına olacak şekilde yönlendirmek, sadece teknik bir sorun değil, aynı zamanda derin etik ve felsefi bir meydan okumadır.
Teknolojinin hızlı değişimi, toplumsal yapıları, işgücü piyasalarını, eğitim sistemlerini ve hatta aile kavramını bile kökten dönüştürüyor. Otomasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte birçok geleneksel meslek kaybolurken, yapay zeka, veri bilimi, robotik ve yeşil enerji gibi alanlarda yeni iş kollarının ortaya çıkması bekleniyor. Bu dönüşüm, sürekli öğrenme ve adaptasyon becerilerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Eğitim sistemleri, bireylere sadece bilgi aktarmak yerine, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve işbirliği gibi 21. yüzyıl becerilerini kazandırmak üzere yeniden şekillenecek.
Şehirler, "akıllı şehir" konseptiyle daha sürdürülebilir, verimli ve yaşanabilir hale gelecek. Sensörler, YZ algoritmaları ve veri analizi sayesinde trafik yönetimi, enerji tüketimi, atık yönetimi ve kamu güvenliği optimize edilecek. Ancak bu gelişmeler, kişisel mahremiyet ve gözetim gibi etik endişeleri de gündeme taşıyor. Sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) teknolojileri, eğitimden eğlenceye, iş hayatından sosyal etkileşime kadar pek çok alanda deneyimlerimizi zenginleştirecek. Dijital kimlikler ve meta evrenler, fiziksel ve dijital dünyalar arasındaki sınırları bulanıklaştırarak, insan etkileşiminin ve topluluk oluşturmanın yeni yollarını sunacak. Uzaktan çalışma modelleri ve esnek istihdam biçimleri, şehirleşmenin yapısını ve bireylerin yaşam tarzlarını derinden etkileyecek.
Geleceğin en kritik tartışmaları, teknolojinin sunduğu imkanların beraberinde getirdiği etik ve felsefi sorunlar üzerine yoğunlaşacak. Yapay zekanın gelişmiş formları, bilinç, irade ve sorumluluk gibi kavramları yeniden tanımlamamızı gerektirebilir. Bir YZ, yaratıcı bir eser ürettiğinde veya bir hata yaptığında sorumluluk kimde olacaktır? Sentetik varlıkların hakları olacak mıdır? Biyoteknoloji ile genetik olarak geliştirilmiş insanların ortaya çıkması, insan eşitliği ve adalet anlayışımızı nasıl etkileyecek? Bu tür sorular, insanlığın kendine dair tanımını ve evrendeki yerini yeniden düşünmesine yol açacaktır.
Veri gizliliği, gözetim toplumu, algoritmik ayrımcılık ve derin sahtekarlık (deepfake) teknolojileri gibi meseleler, güven, doğruluk ve bireysel özgürlükler açısından ciddi tehditler oluşturuyor. Gelecekte, teknolojinin gücünü sorumlu bir şekilde kullanmak, etik ilkeleri ve insan haklarını merkeze alan güçlü bir küresel yönetişim çerçevesi oluşturmak hayati önem taşıyacak. İnsanlığın bu etik ikilemleri çözme becerisi, teknolojik ilerlemelerden ne kadar fayda sağlayabileceğimizi belirleyecek temel faktörlerden biri olacaktır.
Teknolojik ilerlemeler ne denli büyük olursa olsun, gezegenimizin sınırları ve ekosisteminin sağlığı, insanlığın geleceği için belirleyici olmaya devam edecektir. İklim değişikliği, su kıtlığı, biyoçeşitlilik kaybı ve kaynakların tükenmesi gibi çevresel sorunlar, gelecek nesillerin yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Gelecekte, bu sorunlarla mücadele etmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, döngüsel ekonomi modelleri, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması büyük önem taşıyacaktır.
Akıllı şebekeler, enerji verimliliğini artırırken, dikey tarım ve su arıtma teknolojileri, gıda ve su güvenliği sorunlarına çözümler sunabilir. Ancak bu teknolojilerin tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Toplumların tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi, karbon ayak izini azaltması ve doğayla uyumlu yaşam biçimlerini benimsemesi gerekmektedir. Küresel işbirliği ve siyasi irade, çevresel felaketleri önlemek ve gezegenimizi gelecek nesillere yaşanabilir bir miras olarak bırakmak için elzemdir.
Geleceğin dünyası, birbirine daha bağımlı ve bağlantılı bir yapıya sahip olacak. Küresel salgınlar, iklim değişikliği, siber tehditler ve ekonomik krizler gibi sorunlar, ulusal sınırları aşan ve uluslararası işbirliğini zorunlu kılan niteliktedir. Gelecekte, Birleşmiş Milletler gibi mevcut uluslararası kuruluşların daha etkin hale gelmesi veya küresel sorunlara odaklanan yeni yönetişim modellerinin ortaya çıkması gerekebilir. Sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve bireylerin küresel sorunların çözümündeki rolleri artacaktır.
Ancak küreselleşme, aynı zamanda yerel kimliklerin, kültürel farklılıkların ve ulusal çıkarların da önemini koruduğu bir dünyada gerçekleşecektir. Bu dengeyi sağlamak, çatışmaları önlemek ve ortak fayda temelinde işbirliği yapmak, geleceğin en büyük diplomatik ve siyasi meydan okumalarından biri olacaktır. Adaletli bir küresel düzen, teknolojik gelişmelerden tüm insanlığın faydalanmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını gerektirecektir.
Geleceğin belirsizliklerle dolu ve hızla değişen dünyasında, bireylerin adaptasyon yeteneği, dayanıklılığı ve sürekli öğrenme arzusu hayati önem taşıyacak. Zihinsel sağlık, dijital refah ve kişisel gelişim, geleceğin toplumlarında odak noktası haline gelecektir. İnsanlar, anlam arayışlarını ve yaşam amaçlarını, teknolojinin sunduğu yeni imkanlarla ve toplumsal dönüşümlerle harmanlamak durumunda kalacaklar.
Yaratıcılık, eleştirel düşünme, empati ve sosyal zeka gibi "insana özgü" beceriler, otomasyonun ve YZ'nin devraldığı rutin görevlerin ötesinde bireylerin değerini artıracaktır. Gelecek, aynı zamanda bireysel özgürlükler ile toplumsal sorumluluklar arasındaki hassas dengeyi de sorgulatacaktır. Her bireyin, bu büyük dönüşümün aktif bir parçası olma ve kendi geleceğini inşa etme gücünü keşfetmesi gerekecektir.
Sonuç olarak, gelecek, insanlığın kolektif bilinci ve eylemleriyle şekillenecek karmaşık bir denklemdir. Teknoloji, etik, sürdürülebilirlik, toplumsal yapılar ve bireysel anlam arayışları bu denklemin temel değişkenleridir. Bilinmeyenin cazibesi ve potansiyel zorlukları karşısında, insanlığın elindeki en güçlü araçlar; işbirliği, inovasyon, etik değerlere bağlılık ve sürekli öğrenme iradesidir. Geleceği sadece tahmin etmek yerine, onu daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yer haline getirmek için bugünden harekete geçmek, insanlık olarak en büyük sorumluluğumuzdur. Yarınların dokusunu, umut, akıl ve ortak bir vizyonla örmek, bizlere düşen en anlamlı görevdir.
Gelecek, insanlık için daima hem bir umut kaynağı hem de bilinmeyenin getirdiği bir kaygı olmuştur. Tarih boyunca medeniyetler, kendi gelecek tasarımlarını inşa etmiş, bu tasarımlar bazen yıkılmış bazen de şaşırtıcı bir şekilde gerçeğe dönüşmüştür. Ancak günümüzde, teknolojik gelişmelerin ivmesi, küresel sorunların karmaşıklığı ve insanlığın kendi kaderini daha önce hiç olmadığı kadar etkileme potansiyeli, "gelecek" kavramını çok daha dinamik ve çok boyutlu bir tartışma alanı haline getirmiştir. Gelecek, artık sadece pasif bir bekleyiş değil, aktif bir inşa sürecidir; insanlığın ortak iradesi, değerleri ve eylemleriyle şekillenecek bir tuvaldir. Bu tuvalin üzerine ne tür desenler çizeceğimiz ise, bugünden yaptığımız tercihlerle doğrudan ilintilidir.
Teknolojik Dönüşümün Yarattığı Yeni Ufuklar
Teknoloji, geleceğin en belirleyici motorlarından biri olmaya devam edecek. Yapay zeka (YZ) ve makine öğrenimi, otomasyon, biyoteknoloji, uzay araştırmaları, kuantum bilişim ve yeni enerji kaynakları gibi alanlardaki ilerlemeler, insanlığın karşılaştığı pek çok soruna çözüm sunma potansiyeli taşıyor. YZ'nin sadece rutin işleri değil, yaratıcı süreçleri ve karmaşık karar mekanizmalarını da dönüştürme potansiyeli, iş dünyasından sanata, bilimden sağlığa kadar her alanda devrim niteliğinde değişikliklere yol açabilir. Akıllı sistemler, şehirlerin yönetiminden kişisel asistanlığa, tıbbi teşhislerden finansal analizlere kadar geniş bir yelpazede daha verimli ve optimize edilmiş çözümler sunacak.
Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği, insan ömrünü uzatma, hastalıkları tedavi etme ve hatta insan kapasitelerini artırma vaadiyle geliyor. CRISPR gibi gen düzenleme teknikleri, genetik hastalıkların kökten çözümü için kapılar açarken, aynı zamanda etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. İnsanlığın kendi biyolojisini "tasarlayabilme" gücü, türümüzün tanımını ve sınırlarını yeniden sorgulatacak. Uzay araştırmaları ise, sadece merakımızı değil, aynı zamanda Dünya dışındaki kaynakları keşfetme ve insanlığın çok gezegenli bir tür olma vizyonunu da besliyor. Mars'a insanlı yolculuklar, uzay madenciliği ve yeni gezegenlerde yaşam arayışları, geleceğin insanlık için yeni bir sınırını temsil ediyor.
Ancak bu teknolojik ilerlemeler, beraberinde büyük sorumlulukları ve riskleri de getiriyor. YZ'nin kontrol dışı gelişimi, işsizlik, veri gizliliği ihlalleri, dijital eşitsizlikler ve siber güvenlik tehditleri, geleceğin teknoloji odaklı toplumlarında aşılması gereken kritik engeller olarak karşımıza çıkıyor. Teknolojiyi, insanlığın yararına olacak şekilde yönlendirmek, sadece teknik bir sorun değil, aynı zamanda derin etik ve felsefi bir meydan okumadır.
Toplumsal Yapıların Evrimi ve Yeni Yaşam Biçimleri
Teknolojinin hızlı değişimi, toplumsal yapıları, işgücü piyasalarını, eğitim sistemlerini ve hatta aile kavramını bile kökten dönüştürüyor. Otomasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte birçok geleneksel meslek kaybolurken, yapay zeka, veri bilimi, robotik ve yeşil enerji gibi alanlarda yeni iş kollarının ortaya çıkması bekleniyor. Bu dönüşüm, sürekli öğrenme ve adaptasyon becerilerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Eğitim sistemleri, bireylere sadece bilgi aktarmak yerine, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve işbirliği gibi 21. yüzyıl becerilerini kazandırmak üzere yeniden şekillenecek.
Şehirler, "akıllı şehir" konseptiyle daha sürdürülebilir, verimli ve yaşanabilir hale gelecek. Sensörler, YZ algoritmaları ve veri analizi sayesinde trafik yönetimi, enerji tüketimi, atık yönetimi ve kamu güvenliği optimize edilecek. Ancak bu gelişmeler, kişisel mahremiyet ve gözetim gibi etik endişeleri de gündeme taşıyor. Sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) teknolojileri, eğitimden eğlenceye, iş hayatından sosyal etkileşime kadar pek çok alanda deneyimlerimizi zenginleştirecek. Dijital kimlikler ve meta evrenler, fiziksel ve dijital dünyalar arasındaki sınırları bulanıklaştırarak, insan etkileşiminin ve topluluk oluşturmanın yeni yollarını sunacak. Uzaktan çalışma modelleri ve esnek istihdam biçimleri, şehirleşmenin yapısını ve bireylerin yaşam tarzlarını derinden etkileyecek.
Etik ve Felsefi Sorunlar: İnsan Olmanın Anlamı
Geleceğin en kritik tartışmaları, teknolojinin sunduğu imkanların beraberinde getirdiği etik ve felsefi sorunlar üzerine yoğunlaşacak. Yapay zekanın gelişmiş formları, bilinç, irade ve sorumluluk gibi kavramları yeniden tanımlamamızı gerektirebilir. Bir YZ, yaratıcı bir eser ürettiğinde veya bir hata yaptığında sorumluluk kimde olacaktır? Sentetik varlıkların hakları olacak mıdır? Biyoteknoloji ile genetik olarak geliştirilmiş insanların ortaya çıkması, insan eşitliği ve adalet anlayışımızı nasıl etkileyecek? Bu tür sorular, insanlığın kendine dair tanımını ve evrendeki yerini yeniden düşünmesine yol açacaktır.
Veri gizliliği, gözetim toplumu, algoritmik ayrımcılık ve derin sahtekarlık (deepfake) teknolojileri gibi meseleler, güven, doğruluk ve bireysel özgürlükler açısından ciddi tehditler oluşturuyor. Gelecekte, teknolojinin gücünü sorumlu bir şekilde kullanmak, etik ilkeleri ve insan haklarını merkeze alan güçlü bir küresel yönetişim çerçevesi oluşturmak hayati önem taşıyacak. İnsanlığın bu etik ikilemleri çözme becerisi, teknolojik ilerlemelerden ne kadar fayda sağlayabileceğimizi belirleyecek temel faktörlerden biri olacaktır.
Çevresel Sürdürülebilirlik ve Kaynak Yönetimi
Teknolojik ilerlemeler ne denli büyük olursa olsun, gezegenimizin sınırları ve ekosisteminin sağlığı, insanlığın geleceği için belirleyici olmaya devam edecektir. İklim değişikliği, su kıtlığı, biyoçeşitlilik kaybı ve kaynakların tükenmesi gibi çevresel sorunlar, gelecek nesillerin yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Gelecekte, bu sorunlarla mücadele etmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, döngüsel ekonomi modelleri, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması büyük önem taşıyacaktır.
Akıllı şebekeler, enerji verimliliğini artırırken, dikey tarım ve su arıtma teknolojileri, gıda ve su güvenliği sorunlarına çözümler sunabilir. Ancak bu teknolojilerin tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Toplumların tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi, karbon ayak izini azaltması ve doğayla uyumlu yaşam biçimlerini benimsemesi gerekmektedir. Küresel işbirliği ve siyasi irade, çevresel felaketleri önlemek ve gezegenimizi gelecek nesillere yaşanabilir bir miras olarak bırakmak için elzemdir.
Küresel İşbirliği ve Yeni Yönetişim Modelleri
Geleceğin dünyası, birbirine daha bağımlı ve bağlantılı bir yapıya sahip olacak. Küresel salgınlar, iklim değişikliği, siber tehditler ve ekonomik krizler gibi sorunlar, ulusal sınırları aşan ve uluslararası işbirliğini zorunlu kılan niteliktedir. Gelecekte, Birleşmiş Milletler gibi mevcut uluslararası kuruluşların daha etkin hale gelmesi veya küresel sorunlara odaklanan yeni yönetişim modellerinin ortaya çıkması gerekebilir. Sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve bireylerin küresel sorunların çözümündeki rolleri artacaktır.
Ancak küreselleşme, aynı zamanda yerel kimliklerin, kültürel farklılıkların ve ulusal çıkarların da önemini koruduğu bir dünyada gerçekleşecektir. Bu dengeyi sağlamak, çatışmaları önlemek ve ortak fayda temelinde işbirliği yapmak, geleceğin en büyük diplomatik ve siyasi meydan okumalarından biri olacaktır. Adaletli bir küresel düzen, teknolojik gelişmelerden tüm insanlığın faydalanmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını gerektirecektir.
Birey ve Gelecek: Uyum ve Anlam Arayışı
Geleceğin belirsizliklerle dolu ve hızla değişen dünyasında, bireylerin adaptasyon yeteneği, dayanıklılığı ve sürekli öğrenme arzusu hayati önem taşıyacak. Zihinsel sağlık, dijital refah ve kişisel gelişim, geleceğin toplumlarında odak noktası haline gelecektir. İnsanlar, anlam arayışlarını ve yaşam amaçlarını, teknolojinin sunduğu yeni imkanlarla ve toplumsal dönüşümlerle harmanlamak durumunda kalacaklar.
Yaratıcılık, eleştirel düşünme, empati ve sosyal zeka gibi "insana özgü" beceriler, otomasyonun ve YZ'nin devraldığı rutin görevlerin ötesinde bireylerin değerini artıracaktır. Gelecek, aynı zamanda bireysel özgürlükler ile toplumsal sorumluluklar arasındaki hassas dengeyi de sorgulatacaktır. Her bireyin, bu büyük dönüşümün aktif bir parçası olma ve kendi geleceğini inşa etme gücünü keşfetmesi gerekecektir.
Sonuç olarak, gelecek, insanlığın kolektif bilinci ve eylemleriyle şekillenecek karmaşık bir denklemdir. Teknoloji, etik, sürdürülebilirlik, toplumsal yapılar ve bireysel anlam arayışları bu denklemin temel değişkenleridir. Bilinmeyenin cazibesi ve potansiyel zorlukları karşısında, insanlığın elindeki en güçlü araçlar; işbirliği, inovasyon, etik değerlere bağlılık ve sürekli öğrenme iradesidir. Geleceği sadece tahmin etmek yerine, onu daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yer haline getirmek için bugünden harekete geçmek, insanlık olarak en büyük sorumluluğumuzdur. Yarınların dokusunu, umut, akıl ve ortak bir vizyonla örmek, bizlere düşen en anlamlı görevdir.
Tesla'nın Gizli Yüzü: Almadan Önce Bilmeniz Gereken Her Şey
"Tesla Almayı Düşünenler Bu Videoyu İzlemeden Karar Vermeyin" başlıklı YouTube videosu, muhtemelen Tesla araçlarının satın alım sürecine dair kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Video, potansiyel alıcıların gözünden kaçabilecek önemli noktaları ele alarak, bilinçli bir karar vermelerine yardımcı olmayı amaçlıyor. Bu değerlendirme, sadece aracın performansını ve özelliklerini değil, aynı zamanda uzun vadeli maliyetlerini, sahiplik deneyimini ve olası dezavantajlarını da kapsıyor olabilir.
Video muhtemelen, Tesla'nın pazarlama stratejilerinde vurgulanmayan veya yeterince açıklanmayan konulara değinmiştir. Örneğin, aracın bakım maliyetleri, yedek parça temini, şarj altyapısının erişilebilirliği ve müşteri hizmetleri deneyimleri gibi konular detaylı bir şekilde ele alınmış olabilir. Bunlara ek olarak, Tesla'nın sürekli yazılım güncellemeleri ve bu güncellemelerin araç performansına ve güvenilirliğine olan etkisi gibi teknik detaylara da yer verilmiş olması muhtemeldir.
Video, tarafsız bir bakış açısıyla, hem Tesla'nın avantajlarını hem de dezavantajlarını ortaya koyarak, izleyicilerin kendi ihtiyaçlarına ve tercihlerine en uygun kararı vermelerine yardımcı olmayı hedefliyor olabilir. Yalnızca olumlu yönlere odaklanmak yerine, gerçekçi bir beklenti oluşturarak hayal kırıklıklarını en aza indirmeyi amaçlıyor olabilir. Ayrıca, kullanılan dilin ve sunumun, teknik bilgiye sahip olmayan kişiler tarafından da kolayca anlaşılabilir olması beklenebilir. Video, Tesla'nın popülerliğine rağmen, potansiyel sahiplerinin bilmesi gereken önemli gerçekleri sunarak, bilinçli bir karar alma sürecine katkıda bulunuyor olabilir. Bu gerçekler, aracın fiyatından öte, uzun vadeli maliyetler, kullanım kolaylığı, olası sorunlar ve Tesla'nın müşteri hizmetleri politikaları gibi unsurları içerebilir. Sonuç olarak, video, Tesla satın almayı düşünen herkes için değerli bir kaynak görevi görüyor olabilir.
